Sırbistan'ın Kalbi Belgrad Dünya Kazan Biz Kepçe
Sırbistan'ın Kalbi Belgrad Dünya Kazan Biz Kepçe
Merhaba Sırbistan Merhaba Belgrad
Bu yaz arabamız ile Türkiye'ye
gitmeye karar verdik. Normalde tercih ettiğimiz bir yolculuk değildi
bu. Fakat arabamızla değişik ülkeleri geze geze gitmek ve yeni
ülkeler, yeni şehirler, görme fikri bize cazip geldi. Ayrıca
Atatürk'ün yaşadığı yerleride gezecektik. Türkiye'ye giderken
transit geçtik Sırbistanı. Fakat dönüş yolculuğumuzda
Kavala'dan sonra bir gece konakladığımız bir şehirdi Belgrad.
Hem siyasi hemde geçmiş ve yakın tarihinden dolayı biraz ön
yargılı yaklaştığım bir ülke Sırbistan. Buna rağmen
şehirlerini görmek gezmek istiyordum. Zira pek çok şehrinde
Osmanlıya ait izleri bulmak mümkün. Özellikle Kosova ve Makedonya
sınırından Niş şehrine kadar yoğun bir müslüman nüfuzu
yaşıyor. Otobanda giderken kasabalarda yükselen camileri
görebiliyorduk. Bunların çoğu Osmanlının buraları işgal
ettiğinde müslümanlık dinine geçen Sırplar.
Söz konusu Sırbistan olunca, yeme,
içme, şurda eğlen tarzı bir yazı yazmak pek doğru değil. Her
kenti, her ülkeyi dünyanın en güzel ülkesi olarak yazmak büyük
bir kandırmacadır. Yada sen bu gezme işini bilmiyorsun demektir.
İnanın dünyada Sırbistan'dan daha güzel ülkeler, Belgrad'tan
daha güzel şehirler ve başkentler var. Çok kentler görmediyseniz
Belgrad sizi kendisine aşık bırakabilir. Türklere vize
uygulamayan bir ülke olduğu için bu kent çekim merkezi durumunda.
Rahatlıkla gidip gezebilirsiniz.
Gelin önce Sırbistan'ın karanlık
tarihine doğru bir yolculuğa çıkalım. Sonrasında aydınlık
tarafını beraber gezeriz. Osmanlının 419 yıl hakimiyetinde kalan
bir ülke Sırbistan. Dile kolay 419 yıl. Bu nedenle Sırbistanın
pek çok şehrinde Osmanlının izlerini bulabilirsiniz. Sanayileşen
Batı'ya ayak uyduramayan Osmanlı, Batının iştahını kabartan
bir pastaya dönüştü. Bunca sene geçmesine rağmen içinde etnik
kimlikler son derece fazla ve canlı idi. Osmanlı bir asimilasyon
politikası gütmediği için her ırk kendi dininde özgürce
yaşayabildi. Batı'nın Osmanlıyı parçalayıp bölmek için
kullanabileceği en güçlü silah milliyetçilikti. 1789 yılında
ki Fransız devrimi ile dünyaya yayılan ulusculuk kavramı dünya
haritasının yeniden şekillenmesine neden oldu. Avusturya ve
Rusya, Sırpları ayaklanmaları yönünde desteklemeye başladı. Ve
Kara Yorgi isimli bir Sırp Aralık 1804 de Osmanlıya karşı ilk
ayaklanmayı gerçekleştirerek Belgrad'ı aldı. Rus ve Osmanlı
savaşlarının yaşandığı bir dönemdi. 1813'te Belgrad tekrar
geri alınabildi. 1812 de yapılan Bükreş anlaşmasında Sırplara
bazı ayrıcalıklar verildi. Bu yenilgi karşısında boş kalmayan
Sırplar yine Rusyanın desteği ve Miloş Obrenoviç komutasında
ikinci kez ayaklandılar. 1829 Edirne anlaşmasında ise özerk
Sırbistan prensliği kuruldu. 1878 yılında ki Berlin anlaşması
ilede bağımsızlığını ilan etti. Fakat bu topraklarda kan
akmaya hep devam etti. Sıplar Osmanlıyı balkanlardan tamamen atmak
için diğer balkan devletleriyle bir olup Osmanlıya karşı
savaşmıştır. Milliyetçiliği ağır basan Sırplı Gavrilo
Princip'in, Macaristan-Avusturya imparatorluğunun prensi
Franz Ferdinand'ı hedef alarak ateşlediği silahından çıkan
merminin Birinci Dünya şavaşını başlattığını bilmeyeniz
yoktur. Suikast Saraybosna'nın Latin köprüsünde
gerçekleştirilmiş. Bu durum tiyatronun görünen yüzü. Birinci
Dünya savaşının daha derin ve siyasi nedenleri vardır.
Benim için hasas konular ise şimdi
size anlatacaklarımdır. Uzak tarihinin detaylarında kaybolmaya
gerek yok yakın tarihi bilmemiz ve doğru anlamamız daha önemli.
Yogoslavya'nın parçalanmasını planlayan Batı, Bosna için de
kara bir alın yazısı yazdı. Kan ve Ölüm. Yogoslavyayı
parçalamakta zorlanan Batı, son kozları olan mezhepçiliği
körükleyip savaşın fitilini ateşledi. Bu ülke için yazılan
alın yazısı buydu. Dağılma sonrası bağımsızlıklarını
kabul eden topraklarda bu kez müslüman kıyımı, soykırımı
başladı. Sırbistan'ın başkanı Miloseviç, Bosna topraklarında
yaşayan ırkçı Sırpları ayaklandırdı. Saraybosna'da ekmek
kuruğunda bekleyen sivillere yönelik düzenlenen bombalı saldırı,
sonu olmayan soykırımların başlamasına neden oldu. Batı sustu
ve gözlerini kapattı. Hatta kimi yerde destekledi katilleri.
Sırplı katiller Hollandalı BM barış gücü askerlerinin
kontrolündeki kamptan 300 Bosnalı erkeği alıp götürmüş ve
ormanlık arazide katletmiştir. Hollanda buna izin verdi. Size yeri
gelmişken yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum. Almanya'ya
yeni geldiğim dönemlerde tanıdığım bir Sırp'ın anlattıkları
kanımı dondurdu. 'Savaş zamanında Alman devleti bizlere
bedava silah verdi. Silahları arabalarımızın arkasına koyup
savaşmaya gittik.' Bosna savaşında 100 binde fazla insan
öldürüldü. Srebrenitsa kasabasında 5 gün aralıksız olarak 10
bin insan soykırıma tabi tutuldu. Yapılan bu soykırımı
Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı 2007 yılında, yapılan
soykırımın sorumlusunun Sırbistan olmadığına karar verdi. Alın
iste Batı'ın demokrasi ve hukuk anlayışı. Bosna cehenneme
döndürüldü. Müslüman kızlara topluca tecavüz edilerek hamile
kalmaları sağlandı. Tecavüze uğrayan kadınlar çocuklarına
zarar verip düşük yapmamaları için gözlem altında tutuldu.
Çocukların sağlıklı dünyaya gelmesi sağlandı. Daha fazla
anlatmaya gerek yok. Modern dünyada Hocalıda olduğu gibi en
acımasız soykırımdır Bosna savaşı. Hedefte hep müslümanların
olması ve soykırım işlenirken dünyanın kayıtsız kalması
normal mi sizce? Dağılan Yogoslavyanın diyetini müslüman Bosna Hersek'e ödettirilmiştir.
Ben bu gerçekleri hiç bir zaman
unutmayacağım. Bu topraklarda kin ve nefret hiç bir zaman yok
olmayacak buna inanıyorum. Neden mi? Belgradı gezerken Kosova ile
ilgi afişler göreceksiniz. O afişlerin en büyüğü neredeyse 6
metre belki daha fazla Sırbistan parlamentosunun önünde asılı.
Ve hergün binlerce insan o afişleri okuyor. Gerek Sırp gerekse
yabancı diplomatlar bu afişlerin önünden geçiyor. Her gün
yüzlerce turist bu parlamento binasının resmini çekiyor. Bu
afişlerde ne yazıyor biliyor musunuz? 'Kosova'yı AB'ye
almayın' Kosova bağımsızlığı için savaşmış
mücadele etmiş komutanların resimleri var bu afişte ve üzerinde
'Kosovalı Teröristler' diye yazıyor. Yani kosova
düşmanlığı yoğun bir şekilde devam ediyor. Işin içine bir de
Sırbistan kilisesi dahil olmuş ve Kosova için 'Kosova
Sırbistan'ın kalbidir ve Kalp geri alınmalıdır' diye
beyanatlar veriyor. Kilisenin olduğu yerde din savaşı çıkar
acımasızca soykırımlar yapılır. Kosova, Sırbistan gerginliği
çözülmezse yakın bir tarihte yeni bir soykırıma savaşa maruz
kalır bu coğrafya.
Belgrad Parlamentosu
Sırbistan, Belgrad denilince bizlerin
bilmesi gereken bir önemli olay daha var. Tarihler 9 Mart 1983
yılını gösterdiğinde Türkiye'nin Belgrad büyükelçisi Ahmet
Galip Balkar'a yönelik Asala terör örgütü tarafından
bir suikast düzenlendi. Saldırıda ağır yaralanan Balkar, 11 Mart
1983 günü vefat etti. Balkar'ın suikasta uğradığı yer bugün
Manga Hostelin bulunduğu yerdir. Hostel, Resavska, caddesinde
bulunuyor. Ve meşhur Aziz Sava katedraline yürüme ile 15 dakika
uzaklıkta. Zaten bu istikamet üzerinden de Kalemegdan'a yani
belgrad kalesine gidiliyor.
Ayrıca her yaz milyonlarca gurbetçimiz
araçlarıyla Türkiyeye gitmek için Sırbistan topraklarından
geçiyor. Ve çoğu gurbetçimiz burada soyuluyor ve dolandırılıyor.
Bu konuyla ilgili yüzlece hikaye var. Gurbetçilerimiz
mağduriyetleriyle kalıyor Sırbistan hiç bir önlem almıyor.
Ve Merhaba Belgrad
Kalemegdan Belgrad kalesi;
Hadi gelin şimdi Belgradı biraz
gezelim. Sava ve Tuna nehirlerinin birbirlerine kavuştuğu noktada
doğmuştur Belgrad. Yani birbirine aşık iki nehrin ortak
meyvesidir. Bu iki nehrin birleştiği noktada Kalemegdan denilen
Belgrad kalesi vardır. Bu kaleden Belgradı izlemeye ve birbirine
kavuşmuş Sava ve Tuna nehirlerini izlemeye doyamayacaksınız. Gece
gündüz ücretsiz gezebiliyorsunuz burasını. Belgrad, Kanuni
Sultan tarafından 1521 yılında fethedilmiştir. Kale eskiden
yerleşim yeri olarak kullanılmış olsada günümüzde gezip
görülmesi gereken bir yer haline gelmiş. Kalede çok fazla anıt,
heykel ve müze bulunmaktadır. İsterseniz bunlara kısa kısa göz
atalım
İstanbul kapısı;
Belgrad'da
ve daha doğrusu Sırbistanın çoğu şehrinde Osmanlılardan izler
görmek mümkün. Belgrad
kalesinin güneydoğusunda bulunan kapının adı İstanbul
yani Stamboldur. Stambol kapısının 1975 yılında yapıldığı
bilinmektedir.
Stambol İstanbul kapısı
Karadjordje (Kara
Yorgi) Kapısı İstanbul
kapısı bizleri mutlu edebilir fakat Kara Yorgi kapısı ise
düşündürücü. Kara Yorgi'ye yazımın başında kısada olsa
değinmiştim. Ve Osmanlıya karşı ilk ayaklanmayı gerçekleştiren
kişi olduğunu belirtmiştir. İstanbul kapısından sonra gelen
kale giriş kapısıdır. 1807 yılında Belgrad'ı teslim alırken
bu kapıdan geçtiği için bu isim verilmiştir. Kara Yorgi'nin
izini yok etmek için bu kapı bir dönem yıkılmış sonra tekrar
yapılmıştır.
Şehrin anahtarı teslim anıtı;
Kalenin girişinde kabartma resimli
özel bir yazıt anıt bulunuyor. Çoğu Türk turist bu anıtı
dikkatlice incelemiyor veya farkına varmıyor. Ama önemli bir anıt.
Bu yazıtta 1867 yılında sultan Abdülaziz'in fermanıyla
Osmanlının, Belgrad şehrinin anahtarlarının Sırplara teslim
etmesi ve şehirden ayrılışı resmedilmiştir. Bu anıt, Belgrad
şehrinin Osmanlılardan 100 yıl kurtuluşu anısına 1967 yılında
diklimiştir.
Anahtar Tesli Anıtı
Askeri Müze ve Doğa Tarih müzesi
Kalede
askeri bir müzede bulunmaktadır. Sırbistanın tarihinde
kullanılan silah ve daha pek çok eşya örneklerini burada
sergilenmektedir. Zaten kalenin bahçesinde de top gibi pek çok
savaş aletlerini görülebilirsiniz. Doğa tarih müzesinde ise
doğaya ait ilginç kemikler ve eşyalar sergilenmektedir.
Roma
kuyusu; Ne işe yaradığı tam
olarak bilinmesede hakkında kötü hikayelerin anlatıldığı bir
kuyudur. 60 metre derinliğinde ve 2.5 metre enindedir. Bir rivayete
göre, 15 yy, da Osmanlılar Belgrad şehrini kuşattıklarında
kaleyi korumakla görevli olan Macar askeri ile belli miktar bir para
karşılığında teslim olması için anlaşma yapılmış. Askerin
yaptığı bu hainlik Macaristan'a ulaşır. Hemen büyük bir macar
ordusu gönderilir Belgrad'a. Hainlik yaptığı yani vatanını
satan 37 kişi yakalanır ve Roma kuyusunun içine atılır. 37 kişi
kuyunun içinde bir süre sonra açlıktan delirmeye başlarlar. Tam
bu esnada kuyuya bıçaklar atılır ve açlıktan deliye dönen 37
hain birbirini öldürür. Vatan hainlerine verilen ceza böyle
olur...
Viktor
Anıtı
Kalenin
içinde bulunan bu anıt şehrin pekçok yerinden görülebiliyor.
Yüksekliği 14 metreyi bulan bu çıplak adam heykelinde bir elinde
kuş bir elinde de kılıç tutmaktadır. Anıt Osmanlılardan
kurtuluşunun 10. yılı anısı olarak 1928 de dikilmiş. Anıt önce
Terazije meydanına dikilmiştir. Fakat fazla çıplak olmasından
dolayın tepki görmüş ve sonradan kalaye taşınmştır. Avrupanın
çoğu şehrinde çıplak heykeller mevcuttur. Bu heykelin neden
tepki çektiğini anlayamadım.
viktor anıtı
Damat
Ali Paşa Türbesi,
Bu
türbeyi gördüğünüzde şaşırmayın. Mora fatihi olarak anılan
Damat Ali Paşa yine Sırbistan'ın Petrovaradin kasabasında,
Avusturyalılar ile yapılan Petrovaradin muharebesinde 1716 yılında
şehit düşmüş ve Kalemegdan'a gömülmüştür. Mezar daha sonra
türbeye dönüştürülerek günümüze kadar gelmiştir. Damat Ali
Paşa, 3. Ahmet zamanında sadrazamlık görevlerinde bulunmuş bir
devlet adamıdır. Karlofça anlaşması, mora kuşatmaları ve
petrovaradin muharebesinin önemli isimlerindendir. Petrovaradin
muharebesinde askerlerini cesaretlendirmek için öne atılmış ve
alnından vurularak şehit düşmüştür. Türbede ayrıca Çeşmeli
Hasan Paşa ve Tepedelenli Selim Paşa'nın da naaşları
bulunmaktadır.
Sokullu
Mehmet Paşa (Skoloviç) Çeşmesi ve Dut ağaçı
Kalede
sizi heyecanlandıracak bir diğer eser ise bu çeşme. Her ne kadar
Sokullu Mehmet Paşa olarak tanısakta aslen kendisi Sırptır.
Gerçek adı Bayo Sokoloviç tir. Devşirme yönetiyle saraya alınmış
ve uzun dönem sadrazamlık görevlerinde bulunmuştur.
Kalenin
içinde bulunan çeşme 1578 yılında kendisi tarafından
yapılmıştır. Çeşmenin yanında bulunan dut ağaçıda en az
çeşme kadar yaşlıdır ve bu ağaçta Sokullu Mehmet Paşa
(Skoloviç) ağaçı olarak anılmaktadır. Sokullu Mehmet paşanın
yaşadığı çağda çılgınlık olarak adlandırableceğimiz
projeleri vardı. Bunlardan en önemlisi Marmara denizini, İzmit
körfezinden, sapanca gölünden ve sakarya nehri üzerinden kanal
açarak Karadeniz'e bağlamaktı. Belki birgün Sokullunun hayali
gerçek olur. Mimar Sinan Sokullunun bu hayallerine fazla değer
vermiş olacak ki, Bosna-Hersek'in Vişegrad kasabasında Drina
nehrine 1577 yılında 11 gözlü Sokullu Mehmet Paşa Köprüsünü
yapmıştır. Drina demişken kitap okumayı seven biri olarak size
bir kitap tavsiye etmek istiyorum. İvo Andriç'in nobel ödüllü
kitabı 'Drina Köprüsü' . Bu
kitap Drina şehrini, köprüyü ve Sokullu Mehmet Paşayı
anlatmaktadır.
Paşa
konağı;
Kalenin
yanında bulunan ve mimarisiyle hemen kendini belli eden bir konak
göreceksiniz. Tarihte pek çok paşanın burada konakladığı
rivayet ediliyor. Biraz tartşmalı bir konu bu konağın Türklerle
ilgisi olmadığıda anlatılmaktadır.
Bayraklı
Camii
Belgrada
ayakta kalan tek cami bayraklı camisidir. Kaleye yakın bir yerde
bulunan cami Kanuni Sultan döneminde 1575 yılında yapılmıştır.
Tam olarak kimin tarafından ve kaç yılında yapıldığı
konusunda da bazı tartışmalar vardır. Cami, 22 yıl kilise
olarakta kullanılmıştır. Halen kullanılan bir camidir. 18 Mart
2004 yılında Kosova ile yaşanan gerginlik döneminde cami Sırp
milliyetçileri tarafından yakıldı. Günümüzde halen
kullanılmaktadır.
Kalenin çevresinde de güzel bir park
bulunuyor. Yaz aylarında gerek Belgradlıların gerekse turistlerin
akın ettiği bir noktadır burası. Çeşitli yeme içme mekanlarını
burada bulabilirsiniz.
Knez Mihailova Caddesi; Kaleden
çıkınca yeşil parkta uzun uzun soluklanın. Sonrasında sizi
alışveriş caddesi olarak bilinen Knez Mihailova Caddesi sizi
bekliyor olacak. Bu tür caddeleri sevmiyorum. Yani alış veriş
yapma merakım yok. Fakat bu tür caddelerde sokak şarkıcıları
yer aldığı için geziyorum. Onları dinlemek yerel ezgiler duymak
mutlu ediyor beni.
Skadarlija Mahallesi veya sokağı...
Belgradın en sevimli noktası. Bu tarz yerleri seviyorum. Yerel
müziğin ve yerel tatların bulunabileceği çeşitli mekanların
olduğu tarihi bir sokak. Belgradın aydın ve sanatçılarının bu
mekanlara takılması burasının daha nezih bir yer olmasını
sağlamış. Fakat nedense
çok kalabalık veya biz kalabalık bir zamanına denk geldik. Her
yer insan, kahve fincanından, yemeğin içinden bile insan çıkacak.
Burayı gezip burada lezzetli yemekler yiyebilirsiniz.
Hram
Svetog Sava yani Aziz Sava Katedrali;
Aziz
Sava Sırp Ortodoks kilisesinin kurucu olarak kabul ediliyor. Kilise,
10 bin kişilik kapasitesi ile balkanların en büyük ortodoks
kilisesi. Mevcut siyasi sorunlardan dolayı 122 yıldır
tamamlanamıyor. Sırp ortodoks kilisesinin 800. yılı kutlamaları
nedeniyle 2019 da bitirilmek isteniyor. Kilisenin alt katıda mevcut.
Duvarları ve tavanları güzel dini resimler ile süslenmiş. Kilise
rivayete göre,Aziz
Sava'nın kalıntılarının, Osmanlı paşalarından Sinan Paşa
tarafından 1594 yılında yakıldığı bölgede inşa ediliyor.
Gördüğün ender güzel kiliselerden biri.
400
yıl Osmanlının hakimiyetinde kalan Sırbistanın mutfağı Türk
mutfağına benziyor. Börekler, baklavalar, sarmalar, güveç ne
ararsanız var. Hatta lokum bile yapılıyor bu ülkede. Yemek
konusunda sıkıntı yaşamayacağız bir ülke.
Sırbistan'ın
gezilmesi gereken ve Türk izlerinin bulunduğu daha çok şehri var.
Birgün bu şehirleri gezmek için tekrar geleceğiz... Şimdilik
hoçakal Belgrad... Eylül 2018
























Yorumlar
Yorum Gönder